|
Güzelyurt(Gelveri) ilçesi konum itibari ile İç Anadolu Bölgesinde,Aksaray İline
bağlı şirin ve turistik bir ilçedir. Gelveri ilçesi 1965 yılında şimdiki ismi olan Güzelyurt’a
çevrilmiş ve 1989 yılında Aksaray’ın il oluşu ile birlikte ilçe olmuştur.İlçemiz
Aksaray iline 35 km, Niğde iline 80 km ve Nevşehir iline 70 km mesafededir.
Güzelyurt (Gelver)i’deki yaşam hakkında ilk kesin bulgular Hıristiyanlıkla beraber
başlar. Ancak yörede bulunan obsidiyen ve çanak çömlek parçaları bize bu yörede
yaşamın Paleolitik çağda varolduğunu kanıtlar. Eski adı Karballa, daha sonra Gelveri olan
Güzelyurt, paleolitik çağdan beri insanlara yurt olmuştur. Şu andaki ilçe önemli
bir neolitik (M.Ö 6500 – 5000) yerleşim merkezi üzerine kurulmuştur. Bu bölge Eti,
Hitit, Pers, Kapadokya krallığı, Eski yunan, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı medeniyetlerine
beşiklik yapmıştır.
M.Ö. 2000’den itibaren
bölgede Hititler’in yaşadığını Güzelyurt içerisinde, Sivrihisar yolu üzerinde bulunan
“Kulaklı Tepe”de iki kale kalıntısı ve “Analipsis Tepesi”’indeki kilisenin üzerinde
oturduğu duvarlardan anlıyoruz. Yine Mamasun baraj gölü
çevresinde Hitit yazıtları ve
kabartmaları vardır.
Güzelyurt’un da içinde
bulunduğu bölge M.Ö. VI. yy. da Pers İmparatorluğuna katılmıştır. Bu dönemde zaten
var olan Feodal sistem daha da gelişmiş, köle satışı hızlanmış, bir yandan da bölgede
Pers Ateşgedeleri görülmeye başlanmıştır. Persler, Kapadokya insanını kültürel ve
dini açıdan öylesine etkilemiştir ki, Büyük İskender’ in bölgeyi işgalinde, İskendere
boyun eğmeyerek Pers soylularından birini kral kabul ettiler. M.Ö. 332 yılında Kapadokya
krallığını kurdular. Bu dönemde halk
siyasi olaylarda da daima Persleri desteklemişlerdir.
Hititler’in çok tanrılı dinlerinden sonra,
bu yıllarda ateşe tapmayı ve Tanrıya inanışı birleştiren “İpsistaryo dini” ortaya
çıktı. Bu din, büyük toprak faaliyetleri arasında rağbet gördü .M.Ö. 17. yy. da
bölge Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı. Fakat
kral gücündeki dini liderlerin (rahipler) yönetimi M.S. 2. yy.’ a kadar azalarak
da olsa devam etmiştir.
Bu sıralarda köle durumunda bulunan halk
arasında St. Paul’un bölgeye getirdiği Hıristiyanlık hızla yayılmaya başladı. Hıristiyanlık
ilk yıllarda büyük tepki gördü. İmparatorluk tarafından resmi din olarak kabul edilinceye
kadar bu dine inananlar, öncelikle Güzelyurt ve çevresi, Ihlara Vadisi, Peristrema
Vadisi, Soğanlı gibi yerlerde saklanmışlardır.
Zaman içinde Hıristiyanlık bu bölgede de
Pagan dini ve Pers kökenli geleneklerden etkilenerek yeni bir anlayışa dönüştü.
Zaten tarihin başlangıcından beri çok
değişik Kültür ve dinlerin geçişine sahne olan bölgede bu durum kaçınılmazdı.
Güzelyurt’lu Gregorius
Teologos ve Kayserili Basilus, birlikte ortaya koydukları fikirlerle zaman içinde
ortodoks mezhebinin kurucuları durumuna gelmişler, buna bağlı olarak da ilk manastır
hayatı Güzelyurt’ta başlamıştır. İmparator Teodosius tarafından Güzelyurt’ta 385
yılında Gregorius Teologos adına bir de kilise yaptırılmıştır.Oğul Gregorius, 329
yılında “Arianzos” adı verilen çiftlikte doğmuştur.
VIII. ve IX. yy. larda
Müslüman Araplar Bizans üzerine yaptıkları
akınlar sırasında torosları, Kilikya geçidinden aşarak Melendiz ovasına iniyorlardı.
Arap yol haritalarında Güzelyurt (Qualuari) Melendiz ovasında bir istasyon olarak
gösterilir.
Romanın din üzerindeki baskısı, İkonoklast
akım’ın başlamasına sebep olmuştur. Bu dönemde Aziz Gregorios’un ortaya koymuş olduğu
dini sistem o kadar kuvvetlidir ki, bölge bu hareketten yara almadan kurtulmuş ve
İkonoklast akım’a karşı olan Hıristiyan din adamlarına sığınak olmuştur.
XII. yy. da Anadolu’ya hakim olan Selçuklular,
toprağı işlemeyi bilen Rumlar’ın göçünü önlemek için bazı imtiyazlar tanıdılar.
Böylece Hıristiyan ve Müslüman halk bir arada yaşamaya başladılar. Belisırma’da
bulunan St. Georges (Kırk Damaltı) Kilisesi buna iyi bir örnektir. Burada bulunan
Fresk’de, bölgenin o dönemdeki beylerbeyi olan Basil Güyakupos, Türk kıyafetleri
içinde resmedilmiş ve freskin kitabesinde Sultan II. Mesut için “çok yüksek ve çok
asil bir sultan” olarak söz edilmektedir.
1470 yılında Osmanlı hakimiyetine giren
Güzelyurt, bir müddet için Eratna ve Karaman beyliklerinin de toprağı olmuş, yine
bu sıralarda Moğol akınlarına uğramıştır.
Osmanlı döneminde, Güzelyurt’taki hristiyan
nüfus, Lozan antlaşmasına kadar, daima Selçuklular döneminde buraya yerleştirilen
müslüman nüfustan fazla olmuştur. 1815 yılında yapılmış bir nüfus sayımında hristiyanların
oturduğu 300
hane ve 100’den fazla
kilise olduğu tespit edilmiştir. Buna karşılık, Müslümanlara ait üç cami vardır.
Bu haliyle Güzelyurt, çok eskiden beri gelmekte olan ve kültürel geleneklerini sürdüren
bir Rum köyüdür.
XIX. yy.’da hristiyanlar, Selçuklu döneminde
daha önce bir takım ayrıcalıklara sahip olmaları ve Osmanlı zamanında kapitülasyonlardan
yararlanmaları, ayrıca askere gitmemeleri sebebiyle ekonomik üstünlüğü ellerinde
bulunduruyorlardı. Güzelyurt’taki Rumlar’ın büyük çoğunluğu arazinin verimsiz olması
sebebiyle büyük şehirlerde iş yapmışlar ve çok zengin olmuşlardır. Bu gelirlerin
memlekete aktarılması neticesinde, önemli bir dini merkez olan Güzelyurt bölge ticaretini
elinde tutar hale gelmiştir.
Güzelyurt tarihi gelişmesini
özellikle, Nenezili (bugün bekarlar) din bilgini Aziz Gregorios Teologos’a (4 Y.Y) borçludur. Kendisine gelveri’ yi
merkez olarak seçen bu aziz Hıristiyanlığın Anadolu’ da yayılmasını sağlamıştır.
O dönemde manastır yaşantısının temelini atmıştır. İleri sürdüğü fikirler daha sonra
Ortodoks mezhebini ortaya çıkarmıştır. İlçe de ve Manastır vadisin de Bizans ve
Osmanlı döneminden kalma, kayalara oyulmuş elliye yakın kilise vardır. Ayrıca üç
yer altı şehri ve bir kaya camii bulunmaktadır. Yarı kayadan oyma, cepheleri işlemeli,yaşları
100 ile 200 yıl arasında olan Rum evleri, Kapadokya mimarisinin en güzel örneklerini
teşkil etmektedir. İlçede ve yakın çevresinde bulunan tarihi eserler, Kapadokya’nın
genelindeki bütün özellikleri içerirler.
Karballa Dini Okulu’nun
(Otel Karballa) ilk binası 1856’da köyün Rum ahalisi tarafından inşa edilmiştir.
1913’te ikinci bina eklenmiştir. Rumların gitmesinden sonra bina , ilkokul, nahiye
müdürlüğü, karakol ve sinema olarak kullanılmıştır. Güzel yurt Belediyesi ve Özel
idareye ait olan bu tarihi binalar 1985 yılında İstanbul Yıldız Üniversitesi Mimarlık
Fakültesi Profesörü sayın İsmet Ağaryılmaz yönetiminde otel olarak restore edilmiştir.
Tarihte Güzelyurt’un önemi; Hıristiyanlığın yayılmasıyla beraber, baba ve oğul GREGORİOS
ile başlar. Aziz GREGORİOS TEOLOGOS (oğul) un ortaya koyduğu fikirler yüzlerce yıl
sonra Ortodoks mezhebinin ayrılmasına neden olmuştur. Ayrıca, yazmış olduğu mektuplar
edebiyat tarihinin; ilk defa bu bölgede birlikte söylenen ilahiler Kilise müzik
tarihinin ilk örnekleridir.
Osmanlının son dönemlerinde özel izinle para basabilecek kadar kuvvetli bir temele
sahip olan bu dini sistem sonucunda, yalnızca merkezde 48 adet kilisenin varlığı
saptanmıştır.
4.5 km
. uzunluğundaki Manastır vadisi ise, tarihte bir manastır ve pek çok kilise ile
binlerce insanı barındırmıştır. 3. veya 4. yy. larda ilk manastır yaşamının burada
başlandığı söylenmektedir.
Denebilir ki; bugünkü Güzelyurt, Kapadokya bölgesi içinde – yer altı şehirleri,
kaya oyma yapıları, eski Bizans stili binaları, kiliseleri, Manastır Vadisi ile
– Kapadokya’nın tüm özelliklerini bir araya toplamış, tarihi ve turistlik açıdan
mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.
Güzelyurt Kapadokya Bölgesi’nin karakteristik çizgilerini
taşır. Bunun en önemli belirtisi ise kaya oluşumları ile dolu olmasıdır. Turizm
açısından değerlendirilebilecek önemli bir potansiyele sahip bulunması Güzelyurt’a
ayrı bir özellik kazandırır. Bir yandan tarih, diğer yandan doğa burada birbirini
bütünler. Kayalarda ki oyuklar Güzelyurt’un ilginç yanıdır. Bu oyuklarda yüzyıllar
öncesinin izleri görülür.
Kapadokya’nın Güneybatı
bölümünde yer alan Güzelyurt’taki kaya oymaların Hıristiyanlık döneminde yapıldığı
belirlenmiş olmakla beraber tarihini kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bölgede
çevrenin doğal ve sosyal yapısına bağlı olarak diğer yörelerden farklı bir yerleşim
kültürünün doğduğu kayaları oyarak yer altı şehirlerinin ortaya çıktığı öne sürülür.
Kayaların oyulması bir söylentiye göre de IV. Yüzyılda Kayseri
Başpiskoposluğu yapmış olan Saint Baslle, Atina ve İskenderiye gezilerinden
sonra Hıristiyanlık için en iyi hayat yolunun şehirlerden uzakta, doğal koşullar
içinde bulunduğu görüşünden hareket ederek Ürgüp çevresine yerleşmiş ve böylece
kayaların oyulması önem kazanmıştır. Daha sonra çeşitli yerlerden gelen Hıristiyanlar
buralara yerleşmiş ve bölge önemli bir yerleşim merkezi niteliğini kazanmıştır.
Kaya mekanlar için
bir başka değerlendirmede ise farklı görüş ortaya çıkmaktadır. Buna göre VII. Ve
VIII. Yüzyıllarda Hıristiyanlar arasındaki mezhep kavgası ve Arap akınları bu oyukların
yapılmasına neden olmuştur. Ayrıca yapı yapmaktan daha kolay ve ekonomik olduğu
için kaya mekanların yapımının 19. yüzyıla kadar sürdüğü de düşünülmektedir.
Güzelyurt ilçesinin
ilk yerleşimi Aşağı mahalle’deki Ava Gregorios Theologos Kilisesi çevresindeki kaya
mekanlarda yerleşim alanında yer aldı. Sonraları kaya
konutların ön kısmına tonoz örtü sistemiyle yapılar eklendi. Bunun sonucu
önü yapı, arkası kaya oyma olan konutlar kullanılmaya başlandı. 19. ve 20. yüzyıllarda
ise yukarı mahallede kaya oymalarına konutlar inşa edildi.
Yörenin
manastır vadisinde çizgi boyamalarla süslenmiş az sayıda da olsa kaya konutlar bulunmaktadır.
Buradaki kaya oymalarda ön cephe yaratılarak kabartma süslemelere yer verilmiş ve
bir anıtsallık elde edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca buraya yönelik önlemlerin çok
az oluşu da dikkati çekmektedir. Bu gözlemlerin sonucu olarak Güzelyurt’taki kaya
mekan ve kiliselerin çoğunluğunun ikona yasağının kalkmasından sonraki dönemde veya
Selçuklular zamanında yapıldığını söylemek mümkün olur.
1924 Mübadelesinden kısa bir süre önce, kilise
Osmanlı Devletinden aldığı özel izinle para bastırdı. Kilisenin kontrolü
ve garantisi altında 1 kuruş, ve 10 para olarak tedavüle çıkan bu paranın üzerinde
Aziz Gregorius’un resmi bulunuyor; Rumların yanısıra Türkler de kullanıyorlardı.
Mübadele ile Yunanistan’a giren Rumlar, Kavala yakınlarında “Nea Kalvari” adıyla
yeni bir köy kurmuşlar ve Güzelyurt’taki kilisenin aynısını oraya inşa ederek, buradan
götürdükleri kutsal eşyaların teşhir edildiği bir müze kurmuşlardır. Bugün, göç
edenler ve hala hayatta kalanlarla onların çocuk ve torunları Güzelyurt’u ziyarete
gelmekte ve bir bayram havasıyla karşılanmaktadır.
1924 yılına kadar,
ilçe de Rum ve Türk nüfus bir arada yaşamışlardır. Büyük Mübadele de Rumlar, Yunanistan’
nın Kastorya ve Kozan köylerinden gelen Türklere evlerini terk etmişlerdir. İlçede
mübadele 1924 yılında yapılmış ve buradan (Güzelyurt’tan) göç eden vatandaşlar Yunanistan’ın
Kavala şehrine bağlı Nea Kalvari’ye yerleştirilmiştir.E.5 yolu üzerine kurulan bu
yerleşim alanı tamamen Türk dili konuşmakta ve her yıl düzenli bir şekilde uluslar
arası Kapadokya konferansı adı altında bir festivale ev sahipliği yapmaktadır. Her
yıl olduğu gibi bu festivale 25.08.2002 yılında başta Belediye Başkanı olmak üzere
12 kişilik bir heyetle iştirak edilmiş ve ilçenin geleceği tartışmaya açılmıştır.
Bu belde ve Kavla şehri ile kardeş şehir olma yoluna gidilecektir. Kalvari ilçesi
ile ilişkilerimizi devlet politikası haline getirmek için çalışmaktayız. Bu konferansa
başta Amerika, Japonya , İsviçre, Fransa , İngiltere, Almanya, Belçika,İtalya, Rusya
ve Gagavuz ve Yunanistan’dan 150 bilim adamları ve araştırmacıları katılmıştır.
Konuşmalar Türkçe Fransız’ca Yunan’ca ve İngilizce olarak çeviri yapılmakta ve Güzelyurt
Belediye Başkanı da konuşmacı olarak katılmaktadır. Bu toplantıda ve konferansta
Güzelyurt’un mübadelede götürülen tüm tarihi değere sahip eşyalar halen Nea Kalvari
müzesinde izleyicilere sunulmaktadır.
Günümüzde ilçe halkı geçimini genellikle tarımcılık, hayvancılık, büyük şehirlerde
veya yurtdışında inşaatçılık yaparak kazanmaktadır.
GÜZELYURT’U GÖRDÜNÜZMÜ
|